
|

Yazar Harun Yahya (Adnan Oktar) Hakkında...
1956 yılında Ankara'da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismi
ile kitaplarını yazmaktadır. Hayatını tamamen Yüce Allah'ın varlığını ve
birliğini insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yaymaya adamış olan bir kişidir.
Üniversite yıllarından başlayarak, hayatının her döneminde, bu kutlu amaca
hizmet vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır. Bugün, hala
büyük bir sabır ve kararlılık göstererek tüm baskılara karşın fikri mücadelesini
devam ettirmektedir.
Aşağıda, Adnan Oktar'ın özet biyografisini
okuyabilirsiniz:
Adnan Oktar 1956 yılında Ankara'da doğdu ve lise eğitiminin sonuna
kadar orada yaşadı. İslam ahlakına olan bağlılığı lise yılları boyunca çok
güçlendi. Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen tüm eserlerini okuyarak,
İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine bu yıllarda, İslam ahlakını tüm
insanlara anlatmaya ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar verdi.

1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle girdiği Mimar
Sinan Üniversitesi'nde eğitimine devam etmek üzere İstanbul'a taşındı. Sanatı,
Allah'ın üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Oktar, resim yapma
konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi ve zaman zaman sürrealist tablolar
yapardı. Arkadaşlarına hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır.
Ayrıca, Allah'ın sanatının birer tecellisi olarak gördüğü hayvanlara, bitkilere
ve çiçeklere de özel ilgisi bulunan Adnan Oktar'ın, bahçe bakımı, iç mimari ve
dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır. |
 |
Mimar Sinan Üniversitesi'ndeki Yılları
Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'ne girdiği dönemde üniversite,
çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Hem
akademisyenler hem fakülte görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan
ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı,
derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist
felsefe ve Darwinizm'in propagandasını yapıyorlardı.
Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği ve neredeyse
bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu ortamda,
çevresindeki insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmaya başladı.
Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii'nde açıkça namaz kılan tek kişiydi.
Annesi Mediha Oktar'ın da anlattığı gibi, bu dönemde Adnan Oktar
gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını okuyarak, notlar alarak ve dosyalar
tutarak geçiriyordu. İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve materyalist
felsefe konulu temel kitapların da yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik
hem de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu
ideolojilerin sözde bilimsel temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş
çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin açmazlarını gözler önüne seren
bilgi ve belgeler toplamıştır. Allah'ın inkar edilmesine dayalı olan bu batıl
felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve yalanlar konusunda
çok detaylı bilgi derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları gerçeğe ve
doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil
olmak üzere herkese Allah'ın varlığını, birliğini ve Kuran ahlakını anlatmıştır.
Okul kafeteryasında, koridorlarda ya da ders aralarındaki sohbetlerde,
materyalizmin ve Darwinizm'in aldatmacalarını, bu ideolojilerin kaynak
kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklıyordu.
Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim
teorisinin çökertilmesi konusuna özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar
Darwinizm'in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar
tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler
tarafından ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya
çalışıldığının farkında olan Adnan Oktar, Darwinizm'in çökertilmesinin, söz
konusu akımlar için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir. |
 |
Darwinizm'i Çökerten İlk
Kitapçık
İşte bu amaçla Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz yılı aşkın bir
zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan
uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmaları
üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan Darwinizm'in gerçek
yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu
düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti
olan Evrim Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın tüm
masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri satarak kendisi karşıladı.
Ardından, bu kitapçığı üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya başladı.
Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve
bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı
okuyan ve Adnan Oktar'la konuşan birçok kişi evrim teorisinin bilimsel bir
geçerliliği olmadığını açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının
tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki tüm canlıları Yüce
Allah'ın yarattığı bilimsel, açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu.
Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı bazı öğrenciler -gerçeği net
olarak görmelerine rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade ediyorlardı.
Dahası üniversitedeki bazı militan öğrenciler, faaliyetlerini
durdurmadığı takdirde hayatını riske atacağını söyleyerek Oktar'ı açıkça tehdit
ediyorlardı. Tüm bu baskı ve tehditler, Oktar'ın Allah'a olan bağlılığını ve
kararlığını daha da artırdı. Materyalist ve ateist çevrelerin sert reaksiyonları
ve endişeleri Adnan Oktar'ın doğru yolda olduğunun en önemli delillerinden
biriydi.
Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların hakimiyeti
altındaki bir üniversitede dindar insanlar, inançlarından dolayı taciz
ediliyorlardı. O yıllarda Türkiye'de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler
yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar altında Adnan Oktar, Allah'ın
varlığını, birliğini ve Kuran'ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu. Hiç
kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret edemediği bir okulda, karşılaştığı
tepkiler ve tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla Camii'ne giderek
namaz kılmaya devam ediyordu. |
 |
Mimar Sinan Üniversitesi'nde Din
Ahlakının Yayılmaya Başlaması
Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'nde İslam ahlakını anlatmaya
başladığında yalnızdı. Üç yıldan fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse
olmadı. Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi. Tek dostunun Allah
olduğunu biliyor ve tüm bunları sadece Allah'ın rızasını kazanmak için
yapıyordu.
Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece tek bir amaca
vakfetti: Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını
tüm insanlığa anlatmak...
1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesi'nde okuyan
birkaç genç, Adnan Oktar'ı fikri mücadelesinde desteklemeye karar verdiler.
Aradan aylar, yıllar geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı arttı.
Adnan Oktar'ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin konuları arasında vatan ve
millet sevgisi, büyük önder Atatürk'ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın
delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)'in örnek ahlakı, Kuran'da Rabbimiz'in
bildirdiği hükümler ve ahlaki değerler ve o zaman hakim ideoloji olarak kabul
edilen materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm'in geçersizliği yer alıyordu. Bu
dönemde ve bundan sonraki hayatı boyunca da Adnan Oktar pek çok insanın iman
etmesine vesile oldu. |
 |
İlk Karalama Kampanyası ve Akıl
Hastanesinde İşkence
Adnan Oktar'ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü
fikri çalışmalar bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı.
Sayın Oktar'ın milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı
çevrelerin etkisiyle, aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo, Adnan
Oktar'ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini
yazıp yayınladığı günlere denk gelmektedir.
1986'nın yazında Adnan Oktar, "Türk Milletindenim, İbrahim
ümmetindenim." sözlerinden ötürü tutuklandı. Bu ifade bir gazetede
yayınlanan bir röportajda yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında,
yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım yanlış haberler, mesnetsiz
bilgiler ve iftiralar yer almaya başladı.
Adnan Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. Sonra Bakırköy Akıl
Hastanesi'ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade
altına alındı. Hastanede, en tehlikeli hastaların bulunduğu "14A" koğuşunda
tutuldu. 14A koğuşuna birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidiliyordu.
İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet çok
sıradan bir olay olarak görülüyordu. İşte böyle bir ortamda Adnan Oktar, 6 hafta
yatağına ayak bileklerinden zincirlendi. Şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla
verildi. Bu arada, onu ziyaret etme ve görme imkanı bulan genç arkadaşları onun
bu dönemde de kararlılığını ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları
İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora öğrencilerini, hemşireleri ve
hatta doktorları bile görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra ailesi,
yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı. Hatta, telefon görüşmesi
bile yapmasına müsaade edilmiyordu. Faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı
boyunca hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden Yahudilik
ve Masonluk kitabını basmaktan vazgeçmesi için yoğun baskılar gelmeye
başladı. Eğer kitabı basmaktan vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği,
yaşamının bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi teklifler geldi.
Kitabın tüm dosyalarını vermesi karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif
edildi. Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı ve tehditlerden
yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları, onun kararlılığını daha da arttırdı.
Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra
savcılığın, "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve
mahkemece serbest bırakıldı.
Oktar'ın Darwinizm'in nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren
çalışmaları bu dönemde de sürdü. 1986'da Darwinizm'in iç yüzüyle ilgili tüm
değerli araştırmalarını Canlılar ve Evrim kitabında topladı. Bu kitap bilimsel
kaynakların ışığında evrim teorisinin açmazını gösteren bir kaynak eser olarak
yıllarca tek referans olarak kaldı. |
 |
Kokain Komplosu
1991'in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan rahatsız olan
birtakım çevrelerin etkisiyle, Adnan Oktar yeni bir komployla karşı karşıya
kaldı. Bu dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle
ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Oktar'ın annesiyle
birlikte yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki
bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket
kokain buldular.
|
 |
Bu olaydan hemen sonra, o günlerde İzmir'de birkaç
arkadaşıyla birlikte olan Adnan Oktar tutuklandı. Daha sonra, 62 saat boyunca
alıkonulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne nakledildi. 62 saat sonunda kokain
testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti!
Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda
bulunduğu açıklandı.
Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece
bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Adnan Oktar'ın evinde bulunduğu iddia
edilen kokainin komplonun bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa bir
süre önce Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir planın kurulmaya başlandığını
hissetmiş ve Ortaköy'deki evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine
karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş ve annesinden şahit
olmaları için birkaç kişiyle birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti.
Bunun üzerine Adnan Oktar'ın annesi Mediha Oktar komşularından birini ve
kapıcılarını çağırmış ve hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki
kitapların teker teker tozunu almışlardı. Adnan Oktar'ın bu temizlikten sonra
eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen, 16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve
eve girer girmez kitapların arasında "bir paket kokain" bulmuştu. Mediha
Hanım'ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep
beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli
bir ifade vermişlerdir. |
Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Adnan Oktar'ın kanında
çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle
çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 62 saat kalmış, tahlil bundan sonra
yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne
kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabiliyordu. Adnan Oktar'ın
kanında çıkartılan kokain dozu ise, 62 saat önceden alınmış olsa, Adnan Oktar'ın
ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Adnan Oktar'ın
vücuduna, 62 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu
sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Adnan Oktar'a gözaltındayken,
yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.
Bu gerçek, aralarında Scotland Yard'ın da bulunduğu 30'a yakın
uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri
için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan
Oktar'a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.
Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında yemeğine
karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Adnan Oktar mahkemede beraat
ederek aklandı.
Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu: Adnan Oktar'a
husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan
döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardı. Adnan Oktar'ı daha önce hapis
ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç odakları, bu kez bir komploya
başvurmayı tercih etmişlerdi.
Tıp Kurumlarının vermiş olduğu, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna 62
saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini
ispat eden raporlardan bir kısmının orijinallerini buradan görebilirsiniz:
1-Institut für Rechtsmedizin der üniversitat münchen
2- aachen üniversitesi adli tıp enstitüsü
3- adalet bakanlığı adli tıp kurumu başkanlığı 5.ihtisas kurulu
4- adalet bakanlığı adli tıp kurumu başkanlığı
5- adli tıp raporlarında en önemli kaynak olarak kullanılan prof. dr. johhn
ambre ye ait cizelge grafik
6- basel polis ve askeri merkezi adli tıp laboratuarı
7- bonn rheinischen friedrich-wilhelms üniversitesi adli tıp
enstitüsü
8- fransa içişleri bakanlığı polis laboratuarı
9- glasgow üniversitesi adli tıp enstitüsü
10- istanbul üniversitesi cerrahpaşa tıp fakültesi adli tıp
enstitüsü
11- kantonsspital st.Gallen , institut für gerichtliche medizin
12- padova üniversitesi profesörü davide ferrara
13- prof dr. h. w. raudonat - zentrum der rechtsmedizin
14- tübingen üniversitesi adli tıp enstitüsü
15- üniversita degli studi di parma facolta dı medicina e
chirurgia
16- viyana üniversitesi adli tıp enstitüsü
|
 |
Adnan Oktar'ın Kitap Çalışmaları
Oktar, 1991'den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde çalışmaya
ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.
Harun Yahya, müstear ismiyle, birbirinden değerli yüzlerce kitap
yazdı. Özellikle Darwinizm'i bilimsel olarak çürüten eserler, bilim dünyasında
büyük yankı uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist
dergisinin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim teorisinin
yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar "uluslararası
bir kahraman" haline geldi. Sayın Oktar'ın materyalizm ve Darwinizm'e
karşı verdiği fikri mücadele sık sık National Geographic, Science,
New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı
yayın organlarında da gündeme getirildi. Örneğin National Geographic
dergisinin Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında, Adnan Oktar'ın,
Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından bahsedilmiş, Evrim Aldatmacası
adlı kitabından şöyle bir alıntıya yer verilmiştir: "Bu teori, dünya sistemini
yönlendiren güçler tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir aldatmacadan
başka birşey değildir." |
Adnan Oktar'ın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya,
İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna'ya, İspanya'ya ve Brezilya'ya
kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca,
Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Çince, Arapça, Arnavutça,
Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca,
Danimarkaca, Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca, İbranice,
Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi dili, Hindice, İsveççe, Japonca,
Kırgızca, Kishwahili, Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai dili
gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi
tarafından takip edilmektedir.
Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek
çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile
olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın ve
faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun
farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik,
çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin
reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu
özellikler, Allah'ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından
kaynaklanmaktadır. |
 |
Adnan Oktar'ın Yeniden Baskıyla Karşılaşması
Tüm bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve
"endişelendirdi". Materyalist ve mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu
faaliyetlere karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim teorisini
çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince önlemekti. Fikren Adnan Oktar'ın
çalışmalarına karşılık veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları
etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.
1999 yılının Kasım ayında, Adnan Oktar yeni bir baskıyla karşı
karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik büyük kitabı Global Masonluk'un
yayınlanmak üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana denk geliyordu.
Adnan Oktar'ın fikri mücadelesine başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli
iftiralar, komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini yıldırmaya, din
ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan birtakım karanlık odaklar yine devreye
girdi.
Bu odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri
neticesinde, 12 Kasım 1999'da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine ve
iş yerlerine bir polis baskını düzenlendi. Operasyonda hiçbir suç unsuruna
rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki manzarayla karşılaşılmadı. Buna rağmen tümü
birbiriyle çelişen akılalmaz yalanlar ve iftiralar her gün basında yer aldı. Bu
operasyon neticesinde hiçbir hukuki delil öne sürülmeksizin, Adnan Oktar 9 ay
cezaevinde tutuldu.
|
Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar, tevekkülü ve
teslimiyetiyle çevresindekilere her zaman örnek oldu. Tarih boyunca yaşamış tüm
müminlerin benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her olayınAllah Katında
belirlenmiş bir kader olduğunu ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle
yaratıldığını etrafındakilere hatırlattı. Başlarına ne gelirse gelsin müminlerin
her zaman itidalli, neşeli, azimli ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyledi.
Kendisine çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık dışı iftiralarla
karalamaya çalışanlara karşıysa her zaman affedici ve merhamet edici oldu.
Yüce Allah'ın "...Sen, en güzel olan bir tarzda
(kötülüğü) uzaklaştır..." (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle bildirdiği
ahlaka uyan Adnan Oktar, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan olaylarla gündeme gelen
suçlamaların hepsinden, mahkeme aşamasında elde edilen delillerle aklanmıştır.
Bugün halen kitap çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı yaşamaya
çağırmaktadır.
|
|